Kurulduğu Yer: Moda’da Beşbıyık Sokağı 3 numaralı evin alt katı.
Kurucular: Fenerbahçe Spor Kulübü, Nurizade Ziya Songülen Bey, Osmanlı
Bankası memurlarından Ayetullah Bey, Bahriye Mektebi talebesi Necip
Okaner Bey, Hindli namıyla anılan Asaf Beşpınar Bey ve Enver Yetkiner
tarafından kurulmuştur.
Renkleri: Sarı Lacivert


Fenerbahçe Kulübü’nün ilk amblemi, Fenerbahçe burnundaki ışık saçan
beyaz feneri, renkleri ise sarı ile beyaz olmuştu. Ancak, kulüp
mensupları bunu tatminkar bulmadıkları gibi, anlam bakımından da içinde
bulunulan monarşi rejimini tehdit edici sayılabileceği endişesi ile
kısa sürede iptal etti. 1910 yılında Fenerbahçeliler arasında resim
çizmede maharetiyle tanınan futbolcu solaçık Hikmet (Topuz)’in çizdiği
(bugünkü) amblem ise herkesin beğenisini kazandı ve kabul edilerek
bugünlere kadar da ulaştı. İşte “sarı ve lacivert�? ağırlık içinde
olmak üzere 5 renkten oluşan amblem ve şu anlamları taşımaktaydı;
“FENERBAHÇE SPOR KULUBÜ 1907" yazılı beyaz yuvarlak çerçeve, temizlik
ve açık yüreklilik ifadesiydi. Kırmızı fon ise, safiyet ve
Fenerbahçeliler arasındaki sevgi ve bağlılığı belirtirken bu arada
bayrağımızı da sembolize etmekte, ortadaki sarı renk Fenerbahçe için
duyulan gıpta ve kıskançlığı, kalp şeklindeki lacivert renk asaleti
temsil etmekteydi. Sarı lacivert renkler içinde yükselen palamut dalı
Fenerbahçelilik güç ve kudretini sembolize etmekte, yeşil renk ise
yükselen bu kudret için başarının gerekli olduğunu açıklamaktaydı.
Böylece “milli renkler arasında doğan Fenerbahçe�?nin, sarı ile
lacivert renkler beraberindeki bu amblemi üyelerce de kabul
gördüğünden, klişesi İngiltere’ye Manchester şehrine yollanmış ve
Fenerbahçe Spor Kulübü’nün bugünkü rozeti olarak ilk kez 1910 yılında
yaptırılmıştı. Rozet; 1929 yılından itibaren üzerindeki eski Türkçe
harfleri yeni Türkçe harflere bırakmış ve manada önemli etki yapmayacak
ufak tefek değişikliklerle de günümüze kadar aynı şekli muhafaza ederek
gelmiştir.
Kadıköy ve Fenerbahçesi;
İstanbul’un Kadıköy yakası; Allah’ın, yeryüzünü yaratırken kesinlikle
ayrıcalıklı davrandığı bir eşsiz yöre... Tarihlerin henüz 1900 yılına
ulaşmadığı İstanbul’da, Kalamış’ıyla
Fenerbahçe’siyle, Caddebostan’ı Suadiye’si Moda’sı ile adeta bir rüya
beldesi... Göz alabildiğine bomboş arsalarla yemyeşil çayırlara sahip
bu yörede, doğanın insanları spor yapmak için sanki teşvik ettiği
yıllar...
Ve de, İstanbul’un silüeti deniz üzerinde uzaklardan perde perde
yansıyıp dalgalanırken, Fenerbahçe Burnu’nda yanıp sönerek yol gösteren
bir fener Türk sporuna önderlik edeceği bir kulübe sembol olmanın da
gururu içinde, Adalar’a, Marmara’ya, daha da ötesi uzak yıllara doğru
aynı şevkle ışık saçacağı günlerin özlemi ile çakıp durmaya başlamıştı
sanki... Ve de Kadıköy, o dönemlerde en güzel semti olan
Fenerbahçesi’nin bağrından çıkaracağı takımını önce yakınlara, sonra da
yarınlara armağan edeceği günleri bekliyordu gayri...
Kuşdili Çayırında İlk Futbol Oyunu;
İlk futbol oyununun, bugünkü anlamıyla ilk kez 1823 yılında
İngiltere’de oynanmaya başlamasının üzerinden neredeyse yıllar ve
yıllar geçmişti. Nihayet tarihler 1890’lı yıllara ulaştığında, Moda’da
oturan İngiliz’ler de bu keyifli spordan iyice etkilenmiş ve o yemyeşil
arsaların bulunduğu Kadıköy’ün geniş alanlarında, futbolu oynamaya
başlamışlardı. Seyri çok keyifli bu oyunun, çevredeki Türk gençlerinde
de ilgi uyandıracağı ve de bu sporu onlara sevdireceği pek tabii idi ve
hatta da kaçınılmazdı. Ama ne var ki, o sıralarda süren monarşi rejimi
nedeniyle Müslüman Türkler için cemiyet kurmanın ve hatta mevcut
cemiyetlere dahi üye olmanın yasak olmasından dolayı, Kadıköy
Çayırlarında top koşturan İngiliz gençlere yine ancak Rum gençleri
eşlik edebilmekteydi. Yine de, hemen her akşamüstü bilhassa Kuşdili
Çayırında yapılan bu futbol maçları ya da antrenmanları, Kadıköy
halkının büyük bir kesiminin ilgisini çekmekte, genellikle akşamüstleri
zevk için de olsa oynanan bu futbol oyunu için, Kalamış’tan, Moda’dan,
Kuyubaşı’ndan, ve hatta Haydarpaşa civarlarından gelecek öbek öbek
halkı, gününe ve hava durumuna göre küçük ya da büyük kümeler halinde
bu oyunu seyretmeye yöneltmekteydi. Kadıköy halkının ekserisi ikindi
sularında ayaklanır, günlerden Cuma ve Pazar değilse yani
Kurbağalıdere’nin kenarındaki salaş tiyatroda Komik Hasan’ın tuluat
kumpanyası oynanmıyorsa Kuşdili Çayırı’na doğru yola koyulurlardı. Yok,
eğer günlerden Cuma ya da Pazar ise de, Moda’ya doğru ya da şimdiki
Fenerbahçe Stadyumu’nun bulunduğu Papazın Çayırı’na doğru yola
koyulurlardı.
Omuzdaş kılıklı, burma bıyıklı tüylü tüysüz gençler, yanlarında boy boy
çocuklarla hanım nineler ve de orta yaşlı hatunlar, Arap bacılar,
ahretlikler, kahvede pineklemekten usanan efendi kişiler, burada çayırı
çepeçevre kuşatır, kadınlar getirdikleri kilimleri yayarlar, erkeklerin
kimi toprağa bağdaş kurar, kimi büyükçe bir taşa oturur, kimi ayakta
dururdu. Sucusu, dondurmacısı, kağıt helvacısı, simitçisi, baloncusu,
Eyüp oyuncakçısı velhasılı satıcıların her çeşidi burada arzı endam
eyler, burayı adeta panayır yerinden farksız kılardı. Ortadaki saha
olacak alanda ise, kapı gibi gövdeli, başları açık, renk renk
gömleklerinin kolları sıvalı, göğüsleri fora, bacaklarından
dizkapaklarına kadar şortlu bir alay adam soluk soluğa koşuşurlar,
birbirlerine çarpıp çarpıp, alt alta üst üste mecelleşirler, güya da
top oynarlardı. Oynanan bu futbollardan örnek alan bazı gençler,
Kadıköy’ündeki arsalarda ya da geniş çayırlarda onlar gibi top oynamaya
heveslenir, karman çorman bir biçimde, bir harradır bir gürradır gider,
topa en çok vuranla onu en havalara yükselten erbab sayılırdı. Ne var
ki bir süre sonra, bir başka deyişle 1900’lü yıllara iyice
yaklaşılmasıyla birlikte, Moda’da oturan İngiliz gençlerinin artık
modern futbolu oynamaya başlamaları ve dolayısıyla da oynadıkları
futbolu daha seyredilir bir halde sunmaları, kendilerini hayran hayran
seyreden Kadıköy’lü gençlerin yüreklerinde birtakım kıpırdanmalara
sebep oluyor, onlar gibi organize bir takım kurma isteklerini ise,
vazgeçilemez bir tutkuya dönüştürmeye başlıyordu.
Kadıköy Football Association ;
1890’lı yıllarda İstanbul Moda’da yaşayan İngiliz ailelerinden La
Fontaine, Giraud, Whittall, Charnaud, Pears, Armitage aileleri Kadıköy
ve Moda’nın çayırlarında kendi aralarında bu oyunu yeni yeni oynamaya
başladıklarında, İzmir’de yaşayan İngiliz aileleri, Bornova
çayırlarında bu oyunu çoktan oynamaya başlamışlardı bile. Zira sosyal
ve idari bakımdan payitaht İstanbul’a uzak ve rahat iki şehir olan
Selanik ile İzmir, 1870’li yıllarda Osmanlı’nın futbol oyunu için ilk
taraftar bulduğu toprakları oluyor, futbol oyunu o dönemlerde dini
inançların da etkisi ile Müslüman Türkler arasında gelişemediğinden,
böylece de Osmanlı toprakları üzerinde ilk defa gayrimüslim ve levanten
(ülkede yerleşmiş bulunan yabancı uyruklu) vatandaşlar tarafından
oynanıyordu.
Moda’da futbolla tanışan ilk ailelerin İstanbul’da İngiltere elçiliği
personeli görevlileriyle aralarında yaptıkları maç rekabetini, 1894
yılında İzmir’de “Football Club Smyrne�?nin kurulması ile birlikte
İstanbul - İzmir rekabeti izlemeye başlıyordu. İzmir’de futbolun
öncülüğünü yapan James La Fontaine, 1889 yılında İstanbul’a
yerleştiğinde, Kadıköy’de İngilizlerin futbol-rugby karışımı bir oyun
oynadıklarını görmüş ve onlarla kısa zamanda dostluk kurarak, daha iyi
bildiği futbol oyununu onlara kabul ettirmişti. Tarihler 1897 yılını
gösterdiğinde, James La Fontaine ve arkadaşları Kadıköy yakasında ilk
kez bir futbol takımı olarak Kadıköy Football Association adı altında
toplanıyor, takımı oluşturan İngiliz, Rum, Ermeni gençleri, genelde
İstanbul’a sefere gelen İngiliz gemicilerle oynadıkları oyunlarını
Kadıköy’ün çayırlarında sürdürüyor, ve her akşamüstü (ilk bölümde geniş
bir biçimde sunduğumuz) o kalabalık izleyici kitlesine de
seyrettiriyorlardı. Bu müsabakalar halkın öylesine ilgisini çekmişti ki
“Football Association�? takımı, iki yıl içerisinde “İzmir Karması�? ile
karşılıklı olarak futbol maçları yapmaya yönelmişti.
